Enteresan anılar

OKUL HAYATI

Copyright © 2021 All rights reserved – Tüm hakları saklıdır

ÇİZMECİ İLKOKULU

Yedi yaşında Ankara, Keçiören Gazino’daki Çizmeci İlkokuluna başladım. İyi kalpli, sabırlı öğretmenimiz Münevver Yöney hanım bizi birinci sınıftan beşinci sınıfa dek bıkmadan usanmadan yetiştirdi. Otuz kişilik sınıfta hepimizin annesiymiş gibi davrandı bize. Baharda havalar ısınınca çevredeki ağaçlık vadilere piknik yapmaya götürürdü bizi. İlkokul sınıf arkadaşlarımdan aklımda kalanlar: Rizeli pastacının oğlu Süleyman Sülo, Ercü Gürsoytrak, Mühendis’ten Erhan, Köşebaşından yakışıklı Hüseyin Akalın ve Gazino’dan Yavuz Bahadır.

Anneannemin bende emeği çoktur. Annem Tıp Fakültesinde çalıştığı için ilkokul yıllarımda okuldan çıkınca anneannemin evine gider birkaç saatimi orada geçirirdim. Anneannem bazen beni okuldan alır ve beraberce yakındaki Gazino parkına giderdik. Orada ben anneannemin getirdiği sanayağlı ekmek ile bahçemizin elma, armut gibi meyvelerinden oluşan ara öğünü yedirdikten sonra beni “Gün”e götürürdü. Orada zavallı ben bir köşede elimde Tommiks kovboy dergisi, anneannem yaşındaki teyzelerin sohbetlerini, dualarını ve yasinlerini dinlerdim… 

Çizmeci İlkokulu -Kaynak: Keçiörenli Dostlar Grubu

HÜSEYİN GÜLLÜOĞLU ORTAOKULU

Çizmeci İlkokulundan sonra hemen yanındaki HG ortaokuluna başladım. Okul müdürümüz Turgut Temel, kır saçlı babacan bir beydi, ama müdür yardımcısı Sacide hanım asık yüzlüydü. Biz öğrenciler onun evde kalıp evlenemediği için sinirli olduğunu düşünürdük. Sonradan Sacide hocanın dul kaldığını ve lisede okuyan oğlu olduğunu duyunca utancımızdan yerin dibine geçtik.

YAKIŞIKLI RESİM ÖĞRETMENİMİZ İSMET BEY

Efsanevi bir yakışıklı ve beyefendi olan resim öğretmenimiz vardı: İsmet Onat hoca! Okulda kulaktan kulağa ”Genç bir bayan öğretmenin İsmet hocaya aşık olduğu, ama İsmet hocanın ona yüz vermediği” dedikodusu dolaşıyordu…

Sınıfımızdan adları aklımda kalan arkadaşlarım: Duvardibinden komşumuz dünya şampiyonu güreşçi iki eşli Celal Atik’in kızı Gülten Atik, sarışın Süreyya, Rizeli pastacının oğlu Süleyman Çele, Sabiha hocanın oğlu Ercü Gürsoytrak, Yakacık’dan sarışın yakışıklı Murat Keyf, Gazinodan Mercedes teknik müdürünün oğlu kara kaşlı Yavuz Bahadır ve birkaç ermeni arkadaşımız Silva, Vahram ve yakışıklı Boğos Mum… Bu arada orta ikide beklenmedik bir şekilde müzikten ikmale kaldım. Yaz tatilinde notaları çalıştım ve geçtim.

ANKARA’YA UÇAK DÜŞTÜ, SAKIN ULUS’A GİTMEYİN!

Müdürümüz Turgut hoca, 1963 yılında bir kış günü bütün okul öğrencilerini sınıflarından çıkarıp koridorda topladı ve kısa bir konuşma yaptı:  “Ankara semalarında iki uçak çarpışmış ve düşmüşler. Ulus ve Hacıbayram yolunda yangınlar çıkmış. Çok sayıda can kaybı var. Çocuklar sakın Ulus’a gitmeyin” dedi. Bu uçak kazası tarihte ”63 Ulus faciası” olarak anılır.

Akşam radyo haberlerinde “THK’nin Etimesgut havaalanına giden C47 askeri nakliye uçağı ile Esenboğa havalimanın inmek için alçalmaya başlayan Lübnan MEA Hava Yollarına ait Viscount yolcu uçağının Ulus üzerinde havada çarpışıp düştüğü açıklandı. Askeri uçak Ankara Kalesi tarafına; Lübnan yolcu uçağının parçaları da Ulus’taki Kurşunlu Cami ile Sebze hali arasına düşmüş ve yanan uçak yakıtı etrafı sarmıştı. İki uçaktaki 20 kişi dışında işyerlerinde olan ve yolda yürüyen 100 vatandaş dahil toplam 120 kişi can vermişti.

Copyright © 2021 All rights reserved – Tüm hakları saklıdır

PLATONİK GİZLİ SEVDALAR

Ortasonda Yakacık’ta oturan bizim okuldan Ayşe adındaki biraz toplu, ama alımlı kız gözlerimin içine bir hoş bakıyordu. Ben ise komşu sınıftaki sarışın Sevgi adındaki kızdan hoşlanıyordum, ama o sanki benimle ilgilenmiyordu. Bir yıl geçti ve ben liseye başladığımda Sevgi ile takılan Mecidiye’li sınıf arkadaşım Filiz’e durumu anlattım. Bana pek yakın davrandı, “İstersen ben senden ona arkadaşlık teklifi götüreyim, belki kabul eder” dedi. Sonra Filiz, Sevgi ile görüşmüşler ve bana “Üzgünüm” dedi. Sevgi, ”Terbiyesiz, utanmıyor mu?” demiş…

Aylar sonra ilginç bir olay oldu: Kızılay’da Sevgi ile karşılaştık. Selam verince yanıma geldi: ”Erdinç, ben senden bunu beklemezdim; Sana aşık olan kız ile bana arkadaşlık teklifi yolladın, ayıp ettin” dedi! Şaşırdım kaldım! Demek ki 50 yıl evvel birbirinden habersiz “Platonik” gizli sevdalar varmış! Aklıma “Çarşambayı sel aldı” türküsündeki gizli sevda geldi. Hayat işte…

Memed Baki, Erdinç, Burhan YBL, Foto Memed Baki 1967 Copyright © 2021 All rights reserved-Tüm hakları saklıdır

YILDIRIM BAYAZIT LİSESİ

Orta öğretimi Gazino durağındaki Hüseyin Güllüoğlu ortaokulunda okuduktan sonra Lise için Hergele (İtfaiye) meydanındaki Gazi Lisesini ve Bahçelievler Cumhuriyet Lisesini gezdim. Sonra Sıhhiye’deki Atatürk Lisesine gittim ve müdüre çıktım. Müdür bey “Nüfus kaydını okulun yakınına aldırırsan seni alabiliriz” dedi. Babam ise bizim oralarda oturan hiç yakınımız yok dedi ve Keçiören’e yakın olan Yıldırım Bayazıt Lisesi 9FenB sınıfına başladım. 

Evimizin yakınındaki Çocukıslahevi durağından otobüsle Dışkapı’ya oradan da okula yürüyerek gidip geliyordum. Bazen evimizin aşağısından Kalaba yönüne akan Çubuk çayının üstünden taşlara basıp atlayarak, o zamanlar boş tarla olan, ama 40 yıl sonra dönemin başbakanının iki katlı bir apartman dairesinde yıllarca ikamet edeceği Subayevlerine ve oradan Aydınlıkevler ve Siteler üzerinden Samsun yolunu tehlikeli bir şekilde geçerek okula gittiğim oldu.

KASAP LAKAPLI FUTBOL HASTASI MÜDÜR

Yıldırım Bayazıt Lisesi o yıllarda eğitim başarısı ile değil Türkiye Liselerarası Futbol Şampiyonu olarak tanınıyordu. Aksaçlı ve ‘Kasap’ lakaplı futbol hastası Zekeriya adında bir müdürümüz vardı. Fizik öğretmeni olan Zekeriya hoca okulda ara sıra beyaz önlük giydiği için Kasap diye anılıyordu. Sınıfımdan Burhan, Mehmet Baki ve Haluk adındaki arkaşlarım hala aklımda.

Kasap lakaplı müdürümüz Mersin İY’dan Osman’ı ve daha sonra FB’de oynacak yıldız futbolcular Ziya ve Şükrü’yü okula transfer etti. Maç olduğu günler okulu tatil edip öğrencileri hususi otobüslerle Ankara Tren Garı yanındaki Ankaragücü stadına götürürdü. Sonunda Liselerarası Türkiye Futbol şampiyonu olduk! Sevindik, ama bir yandan da o yıl evladını kaybetmiş olan, derslere gözü yaşlı giren Türk dili ve edebiyatı hoca hanıma üzüldük. Lise bitince herkes bir yere dağıldı, yıllar sonra sınıf arkadaşım Burhan Altaş ile karşılaştım ve YBL anılarımızı yeniledik.

YAKIŞIKLI HALUK KARDEŞİM, NE YAPTIN SEN?

Liseden acıklı bir anım var: Sınıf arkadaşım yakışıklı sarışın “Artist Haluk” okula kırmızı Jawa motosikletiyle gelirdi. Birgün beni de motoruna bindirdi ve okuldan Çankaya’ya uçar gibi hızla sürdü. İnince üşümekten ve korkudan titrediğimi hatırlıyorum. Ertesi yıl Haluk arkadaşımın motosikletle yolda duran bir arabaya çarptığını, havaya fırlayarak hayatını yitirdiğini duydum. Çok üzüldüm, Allah rahmet eylesin. Ruhu şad olsun.

HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ-HEDEFTE TIP DOKTORU OLMAK VAR

Annemin çalıştığı A.Ü. Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji Enstitüsündeki doktor teyze ve amcaların etkisiyle doktor olmayı aklıma koymuştum. 1968’de Liseyi bitirince üniversite Giriş Sınavına Beşevler’de Eczacılık Fakültesinde girdim. Tıbbiyeye puanım yetmeyince Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümüne başladım. Amacım gelecek yıl ÜGS’na tekrar katılıp Ankara veya Hacettepe Tıp fakültelerine girebilmek, hiç olmazsa Prof. İhsan Doğramacı’nın seneye açacağı Kayseri Gevher Nesibe Tıp Fakültesine girebilmekti. Ayrıca Hacettepe Üniversitesi içinde belki yatay geçiş de yapabilirdim…

 AMERİKALI ÖĞRETMEN JOHN   

Hacettepe Üniversitesinde bir yıl ingilizce hazırlık okuduk. Muhteşem bir sınıfımız vardı. Yakın arkadaşlarım Sezai, Kerküklü Ferid, sınıfımızın yakışıklı yaramaz çocuğu Hilal, Atilla ve Erdoğan Ersan ve Ayhan Zeytin’di. Sınıfın en yakışıklısı Sait idi. Kızlardan İlknur, Hacer ve Huriye ile samimiydim. Kıprızlı Sami Aydoğan ve Halepli Mustafa El Boşi de tuhaf mizah anlayışı olan sınıf arkadaşlarımızdı. 

Genç ve pek yakışıklı Amerikalı hocamız John Peterson iyi niyetle bizimle bayağı uğraştı. Bize: “Amacım size ingilizce öğretmek, sınav yapmak değil” derdi, ama biz 17-18 yaşlarındaki delikanlı öğrencilerin adama yapmadığımız eşek şakası, oyun kalmadı. Ama Coniyi bezdiremedik. İki sömester sonra hepimiz iyi seviyede ingilizce okuyabiliyor ve konuşabiliyorduk!

Hacettepe University Copyright © 2021 All rights reserved-Tüm hakları saklıdır

AMAN DİKKAT EDİN, CASUS OLABİLİR!

Yurdagül teyzemin eşi Kazım enişte o zaman Tankokulunda teğmendi. Beni “Aman dikkat edin oğlum, o adam yüksek tahsilli ve artiz gibi yakışıklı; niçin Türkiye’ye gelmiş acaba? Şüpheli birine benziyor, casus olabilir” diye uyarmıştı. Ben de ona: “Ya Kazım ağabey, bu çok ilginç bir komplo teorisi!” diye gülümsemiştim.

İngilizce hocamız sarışın uzun boylu ve kovboy filmlerindeki John Wayne’in gençliğine benziyordu. Sınıfın güzel kızları başta Hacer ve İlknur olmak üzere onu yakından izliyorlardı. Bir gün John hoca, “Can I talk to you privately, seninle özel bir şey konuşabilir miyim?” deyince, haydaa bu abi şimdi ne söyleyecek diye meraklandım.

Baharda nişanlısı Cathy (Keti) Seattle’den onu ziyarete gelecekmiş, “Nerelere götürüp gezdirsem acaba?” diye sordu. Ben de tabii ki önce Sultanahmet Camiini, Topkapı Sarayını sonra da Kastamonu’nun o zamanlar meşhur sahil kasabası Abana ile Ege’nin turistik yöresi Kuşadası ve yakınındaki Efes antik kentini önermiştim.

KOMŞULAR İLK DEFA YABANCI GÖRDÜLER

Ayrıca babamdan izin alıp bir Pazar günü John hocayı ve Amerika’dan gelmiş olan nişanlısını Keçiören’deki evimize davet ettim. Komşular bizim bahçe kapısına toplanıp hayatlarında ilk defa gördükleri yabancılara yakından baktılar. Annem dedi ki “Bunlar kovboy filmlerindeki genç çiftlere benziyor”. Evimize gelen ilk yabancılardı. O zaman bu çifti 50 yıl sonra tekrar göreceğim hiç aklıma gelmemişti…

Hacettepe Natural Sciences Fac. Copyright © 2021 All rights reserved-Tüm hakları saklıdır

Copyright © 2021 All rights reserved-Tüm hakları saklıdır

Translate »
Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial